16 Mart 2012 Cuma

Değer

Değer verirsiniz,hatta mütevaziliğinizden dolayı konum statü cahil demeden onların seviyesine inersiniz…Sizin kültürünüz,kişiliğiniz,yetiştirilme şartlarınız aynı olmadığı için onlar sizin lisanınızı bilmediklerinden siz onların lisanından konuşursunuz.Değer veriyorsunuz ya ,seviyorsunuz ya, size ait ne varsa maddi manevi bölüşürüsünüz.Hiç bir suçunuz ya da günahınız olmadığı halde gerek kendi menfaatleri gerekse başkalarının çıkarlarına maşa olmalarından kaynaklanan bir alışkanlık olsa gerek ne yaparsanız yapın olmaz…Yürekte fitne fucurluk varsa istediğiniz kadar onların dilini bilin..
Onlar asla sizin lisanınızı öğrenmek istemeyeceklerdir…Siz kendinizden verdiğiniz sürece insan kılığına girerler.

Bireysel Yasalarımız

ESNEKLİK YASASI

bu yasayı kullanmakta ustalaşarak, engelleri ilerleme vasıtalarına, sorunları da fırsatlara dönüştürürüz. "Rüzgar kuvvetli esiyorsa, sadece onu kabullenmez ya da ona katlanmayız, ama yel değirmenleri inşa ederiz."
Bir grup insanın başına acı verici bir olay geldiğinde bu insanlardan bazıları tam bir şok, ret ve acı içinde bu deneyime zihnen direnirler; böylece ağacın dallarının rüzgarda kırılması gibi en sert deneyimi yaşarlar.

Diğerleri ise, işlerin nasıl olduğu hakkında bir perspektif duygusuyla hayatın bütün tablosunu görerek, eğilerek, durumu tümüyle kabullenip deneyimleme yeteneğini geliştirmişlerdir. Eğilen bir dal gibi, onlar da eğilerek kırılmaktan kurtulmuşlardır.
Bu yasayı uygularken şöyle düşünün: kasılma, donup kalma, geri çekilme ya da savaşma eğilimi göstermek yerine kendinizi gücün akışına bırakabildiniz mi? Akışa uyarak onu kendiniz kılabilirsiniz!


SEÇİMLER YASASI

Her birimiz yaratıcı hayat enerjisine sahibiz. Aynı zamanda kendimizi ifade etme yeteneğine de sahibiz. Bunları yaparken negatif ya da pozitif yollar seçebiliriz. Örneğin: para bir tür enerjidir. Onunla hayır işleri yapabildiğimiz gibi, katil de kiralayabiliriz. Elektrik bir şehri aydınlattığı gibi insanların canını da alabilir. Bütün bu enerjileri yaratıcı bir biçimde kullanmak tamamıyla bize sunulmuş seçeneklerdir bunlari kullanma konusunda bize kimse karismaz. Yaratici enerjimizi olumlu yönlerde kullanarak hayatimizin gidisatini degistirebiliriz.
Bir şeyi pozitif bir biçimde ifade ettiğinizde, pozitif enerjinin size nasıl geri döndüğü dikkatinizi çekti mi?
Birisine iltifat ederken kendinizi nasıl hissettiğinizi düsündünüz mü?
İnsanları yargılamadığınız zaman hayatın size gülen yüzünü gösterdiğini fark edebildiniz mi?


SORUMLULUK YASASI

Başkalarına yardım edebilmek için önce kendi iç evimizi düzene sokmamiz gerekir. Çatışan alt kişiliklerimizi, inançları değerleri ve fikirleri uzlaştırmamız gerekir. Kendi denge noktamızı keşfetmeye, sorumluluk düzeyimizin sınırlarını belirlemeye ihtiyacımız vardır. Bazen aşırı öz veriye dönüşen sorumluluk duygusu bizi zayıf düşürdüğü gibi, hiçbir şey almadan bütün enerjimizi akıtırız. Bu tipler, başkaları için,( ana babaları, arkadaşları, çocukları, eşleri ve yanında çalışanlar için) normal görevlerinin çok üstünde bir sorumluluk üstlenirler. Başkalarının ihtiyaçları öylesine kendi ihtiyaçlarının önündedir ki, bir tür paspas, köle rolü üstlenmişlerdir.
Oysa hepimiz rahatlık bölgemizi belirlemek, saygılı ve sınırlı sorumluluklar taşımak için burada bulunmaktayız. Bir çizgi çizebilmeli,denge noktamızı çok iyi tespit edebilmeliyiz. Sorumsuzluk kadar, aşırı sorumluluk duygusu taşımak son derece zararlıdır.


DENGE YASASI

Bilgeliğin kalbi olan denge, hayatlarımız için dönüm noktası oluşturabilecek bir öneme sahiptir. Bu yasayi uygulamak kolay değildir ancak çaba göstermeye değer. Çünkü; denge hayatımızın efendisi olmamıza yardımcı olabilir.

Çok hızlı mı konuşuyorsunuz?
Alçak sesle konusmayi deneyin.
Çok hızlı mı yemek yiyorsunuz?
"çok yavaş olmayı" deneyin.

Sık sık gerilimli ve gergin misiniz?
Kendinizi gevşemiş hissetmeyi deneyin.

Aşırı güvenli duruşunuzla rahatsızlık mı veriyorsunuz? Ya da güvensiz misiniz?
Daha doğal olmaya gayret edin.


SÜREÇ YASASI

Her adım kendi içinde küçük bir başarı haline gelebilir. Böylece nihai hedefimize ulaştığımızda bir çok başarıyı da beraberimizde götürürüz. Yol boyunca öğrendiğimiz şeyler aslında hedefe ulaşmaktan daha değerlidir. Hiçbir şeyi bir an da öğrenmediğimizi kabul edebilmek, temelden başlayarak yükseklere ulaşmayı öğrenebilmek,adım adım ilerleyen deneme- yanılma sürecini bilebilmektir süreç yasasi.
Hayatınızda ki küçük adımlara dikkat edin ve onları asla küçümsemeyin.


KALIPLAR YASASI

Kalıplar yasası verdiği kararlardan tekrar ve tekrar dönme eğiliminde olan ya da başladığı işi tamamlamadan yarım bırakan, aynı başarısızlıkları tekrarlayanlar için son derece önemlidir.
Biz kalıbı kırana dek kalıp tekrar kendini göstererek tekrarlama eğilimi gösterir. Bir kalıbı kırmanın ve değiştirmenin kahramanca bir savaş gerektirdiğini kabul ettiğinizde kazanacaksınız.
Örneğin: sigarayı defalarca bırakmanıza rağmen yine başlıyorsanız, sigarayı bırakmanın kolay olduğunu deneyimlemişsinizdir. Ama asıl zor olan ona tekrar başlamamaktır. Eski kalıbı kırmak için mutlaka yeni bir kalıba geçmeyi seçmelisinizdir.



DİSİPLİN YASASI

Disiplinli olmak, daha hür, daha mutlu ve daha güçlü yapar insani. Büyük özgürlüğün ve bağımsızlığın en emin vasıtasıdır. O uçmak için sağlanan bir tür düzendir. Eğer bir yerlere ulaşmak istiyorsak bir şeyleri derin bir biçimde yapmak istiyorsak öz-disiplini uygulamak zorundayız.


KUSURSUZLUK YASASI

Geleneksel bir görüş açısından, bu dünya bir ıstırap yeridir. acı çekeriz, aç, evsiz barksız insanlar görürüz ve tam istediğimiz şeyi elde ettiğimiz zaman bile her şey geçicidir.
Aşkın bir perspektiften bakmayı öğrendiğimizde ise her şey kusursuzdur. Ulaşabileceğimiz en iyi şey erdem ve gelişkinliktir ve ona ulaşmak için zaman ve uygulama gereklidir. Kendimiz sürekli başkalarıyla kıyaslayacak şekilde yetiştirildiğimizden olduğumuzdan başka biri olmak için uğraşıp dururuz.
Bilgelik, sabır ve sevgiyle gördüğümüzde; sevinçler ve üzüntüler, şu an da dünya gezegeninde olup biten her şey, büyük bir tekamül süreci ile ilgili olarak, kesinlikle ve tamamen mükemmeldir.


ŞİMDİKİ AN YASASI

Goethe ;" Şimdiki an en güçlü tanrıçadır" diyerek anın kuvvetini vurgular. Zamanin mevcut olmadığı soyut bir felsefe gibi görünse de, geçmiş ve gelecek dediğimiz şeyler bizim zihinsel yapılarımızın dışında bir gerçekliğe sahip değildirler. Zaman fikri; bir sosyal anlaşmadır, gerçekte sadece şu an vardır.
Bedenimiz şimdiki anda yaşar. Kendimizi bu ana bırakmak, onu kucaklamak, geçmişte kalanlarla kederlenmek yerine anın tadını çıkarmak, gelecek denen şeyi bu anın yarattığını kabul ederek bu anı mutlulukla yaşamayı öğrenmek, "şimdiki an" yasasına uyarak hayatımızın amacını gerçekleştirmemize yardımcı olur.


YARGISIZLIK YASASI

Yargılar insanlığın icadıdır. Evrensel ruh bizi asla yargılamaz.
Bu yasa bize tanrının değil insanların icat ettiği ahlak yasalarını hatırlatır. Yargılar enerjinin önünü keser. İç savunmalar ve direnç oluşturur. Oysa yargılardan kurtulmak değişimin kapılarını açar. Kendimizi de sertçe yargıladığımızda, bizi eleştiren insanlari kendimize daha çok çekerek negatif enerji oluştururuz.


İNANÇ YASASI

İnanç yasası, kendine itimat direkt deneyimle gelir. Yani bir öğretmenin ya da kitabın öğrettiklerinden çok kendi deneyimlerimize dikkat etmemiz hatırlatılır. İçimizden geldiği gibi dans etme, savaş sanatları ve diğer sporları uygulama, bir müzik aleti çalma, bunların hepsi bedenimizin düşünmeden, kendi bilgeliğini izleyerek hareket etme noktasındaki itimat ve geliştirmenin güzel yollarıdır. Böylece bedenimize itimat etmeyi, onu dinlemeyi öğrenir, bedenimizin ihtiyaç duyulan şeyi bildiğini yapabildiğini keşfederiz.


BEKLENTİLER YASASI

Eğer kansere yakalanmaktan, sevdiklerimizi kaybetmekten, başarısızlıktan korkuyorsak bütün bunları biriyle açık yüreklilikle paylaşmamız ve zihnimizi başka şeylere odaklayarak kendimizi temizlememiz gerekir. Deneyim yaratmanın anahtarını bilinç altı sağlar. Eğer bilinç altınızda korkular yoksa kansere yakalanmayabilirsiniz. Yaşadığınız an size bilinç altınızda ne beklediğinizi açık olarak göstermektedir. Mevcut sorunlarınız bilincinizin doğurduğu sorunlar olduğuna göre mevcut nimetlerde pozitif beklentilerimizin sonucunda oluşmuşlardır.
Bu yasayı uygulamanın en güzel yolu; olmak istediğiniz şeyi olun! Rahat hale gelene dek prova edin. Daha mutlu, pozitif ve neşeli bir insan olmanın nasıl bir şey olacağını hayal ederek bilinç altı cilalarınızdan kurtulun.


DÜRÜSTLÜK YASASI

"Kötü insanlar cehenneme gitmezler! Onlar zaten cehennemdedirler' bu kadar kötü davranmalarının nedeni budur. Dürüst davranmadığımız zaman içsel parçalarımız birbiriyle çatışırlar. İçsel öz duygumuz ya da ilhamımız zayıflar, yaşam; kendimizi yoksun ve yalnız hissettirir ve öğrenmemiz gereken tüm dersleri kendimize çektirerek ağır deneyimler geçiririz. İma etme, görmezden gelme, iç çekme , sürekli sızlanma ya da anlaşılma eğiliminde olanlar için dürüstlük yasası, böyle dolaylı, yanlış yola sevk edici, dalavereci, aldatıcı bir iletişime girdiğimizi işaret ederek ihtiyaç duydugumuz "iç ışığımızı" yitirmemize sebep olduğumuzu hatırlatır.


YÜKSEK İRADE YASASI

"İçimde her şeyi bilen Şefkatli bir öz su anda bana yol gösteriyor ve ben onu çağırmayı öğrendiğimde bana en iyi ve en doğru nasıl bulmam gerektiğini gösterecek" dediğimizde. İçimizde yer alan en yüksek ve en iyi adına ya da onun hizmetkarı olarak davranmaya başlarız.
"Eğer ben Öz'ün, Tanrının bir parçasıysam ve Öz benim parçam ise o zaman ben ne istersem bu Öz'ün iradesidir. Ama egomuz, özgür iradesiyle bir tahta yerleşip bütünün hayrını düşünmeden istediğini yapma eğiliminde olduğundan yüksek iradenin, Öz'ün sesini duymaz. Dileklerimiz bütünün hayrına olmalıdır. Dünyanın bir yanı yanarken siz mutlu olamazsınız. Çünkü küller mutlaka size ulaşacaktır. Yağmurlar delinmiş olan damınızdan evinize dolarken kızamazsınız, çünkü o anda kurak olan topraklarda sevinç vardır.
Alabileceğiniz kadar almak yerine verebileceğiniz kadar vermeyi ilke edindiğinizde bolluk ve bereket hep sizinle olacaktır. Vermekten vaz geçmeyin. Her kesin hayrına istediğiniz her şey, sevgi enerjileri ve ışık, günlük hayatınıza yağacaktır.

8 Mart 2012 Perşembe

KENDİNİ TANI

"Kendini tanı" diyen Sokrates, yüzyıllar öncesinden evrensel bir öğütle sesleniyor günümüze ve hayatın anlamına ulaşmanın sırrını veriyor. Kendi içine yönelmeyen, kendini keşfetmeyen insan hayatını anlamlandıramaz.
Kendini okumaya gayret eden bir birey, önce kendi varlığına ve daha sonra kendinden hareketle hayata bir anlam bulma yolunda ilerler.

Kendini okumak, keşfetmek nedir?

Kendi iç kaynaklarımızın; yani yeteneklerimizin, becerilerimizin, hislerimizin, duygularımızın, inançlarımızın, düşüncelerimizin zayıf ve güçlü yönlerimizin farkına varmaktır.
Budizm'deki "içine bak!" , İslam'daki "Nefsini bilen Rabbini bilir", bilgelerin ise "kendini bil!." Çağrıları kendi içsel kaynaklarımızın farkındalığını hatırlatır.

İnsan doğru değerlere meyilli olarak yaratılmıştır: İnsanın potansiyelini keşfedip ortaya koyması, bu değerlerin yaşamında olmasıyla mümkündür.

Bu değerler nelerdir?

Sevgi, saygı, paylaşma, dayanışma, hoşgörü, empati, cesaret, içtenlik, iyi niyet, çalışkanlık, vefakarlık, diğerkâmlık.

Bu değerlerle donatılmış insan, bazen yanlış değerlerin cazibesine de kapılabilmektedir. Kendini tanımaktan uzaklaşan ve yanlış arkadaşlıkların, geçici heveslerin rüzgarına tutulan insan, farkında olmadan kalbinde yanlış değerleri besler. Yaşamını anlamsızca tüketir.

Hayatının her karesini anlamlandıran ve kendini okuyan bir insan, nitelikli bir yaşamın penceresini aralar. İşte böyle bir insanın yaşam zenginliğini düşünün!. Duygularını kontrol edebilen, kendini yönetebilen, içsel kaynaklarını yerinde kullanan bir birey olmanın hazzı.

Kısaca insan hayatının güzelleşmesi de çirkinleşmesi de insanın elinde.
Yanlış değerleri doğru olarak kabul edip ısrarla uygulayan bir insan, gerçekte yaşamını çirkinleştirmiştir.
Silkinin!..

Doğru değerlerle mükemmel donatılmış bir varlık olduğunuzu unutmayın!.
Çok özelsiniz. Çünkü sizin bir benzeriniz yok.
O zaman başkası değil, kendiniz olun.
Hayatınızın anlamını ve amacını keşfedin.
Doğru değerlerin ısrarlı uygulayıcısı olarak hayata gülümseyelim.
İyi insanlarla dost olup doğru değerleri yanımıza alalım.
Kendimizi okumayı ve keşfetmeyi yaşam düstürü yapalım.

Yunus'un çağrısına kulak verelim: "İlim ilim bilmektir. İlim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır."

("Genç Gelişim" dergisinden alıntıdır.)

Sık sık verilen aynı öğütten sıkılma.!
Çünkü bir çiviyi çakabilmek için defalarca vurmak gerekir.
Hz.Mevlana

Cumhuriyet, ahlâki erdeme dayalı bir idaredir.! Cumhuriyet erdemdir.!
Sultanlık korku ve tehdide dayalı bir idaredir.! Cumhuriyet erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir.! Sultanlık korkuya, tehdide dayalı olduğu için korkak, alçak, sefil, rezil insanlar yetiştirir.! Aralarındaki fark bundan ibarettir.!
Mustafa Kemal Atatürk

Kendi kabiliyetine inan
Tanrıya inandığın gibi.
Senin ruhun büyük Bütünün bir parçasıdır.
Sendeki kuvvetler,
Engin derya kadar geniş ve dipsizdir.
Ruhun, sükût içinde
Elmas adalarında dolaşıyor.
O adaları keşfet ve işlet.
Fakat rüzgârlara kapılmamak için
İrade dümenini kullan.
Yaratıcıya ve kendine inanırsan
Sendeki kuvvete kimse sınır biçemez;
En büyük zaferler senin olabilir.
İleri!. İleri!..
Ella W. Wilcox

Yalanlamak ve reddetmek için okuma.!
İnanmak ve her şeyi kabullenmek için de okuma.!
Konuşmak ve nutuk çekmek için de okuma.!
Tartmak, kıyaslamak ve düşünmek için oku.!
F. BACON

DİVAN-I KEBİR DEN SEFMELER

• Sevgilim, belki vefa ve merhametin coşar da, kapıyı açarsın; "Orada, ne bekliyorsun kalk, içeri gir!" diye seslenirsin ümidiyle ben senin kapında oturmuş bekliyorum.
• Ey pek güzel olan yüzünde her zaman yüzlerce lütuf, yüzlerce merhamet nuru parlayan sevgili! Canım, kapında senden gelen misk kokularına, anber kokularına gark olmuştur.
• Biz mest olmuşuz; başımız dönmede, başkalarının yaptıkları işlerle bizim ilgimiz yok. Dünya alt üst olsa, yakılsa, yıkılsa umurumuzda değil. Yeter ki senin aşkını kaybetmeyelim. Yeter ki senin aşkın ebedî olsun!
• İçimizde senin aşkın el çırpmada, yüzlerce başka alemler yaratmada, göklerden de dışarda, ötelerde yepyeni yüzlerce asırlar meydana gelmede.
• Bugün biz senin misafiriniz. Güler yüzünüzün mesti olduğumuz için seni bırakıp başka yere gidemiyoruz. Sen öyle eşsiz bir güzelsin ki, Allah'a yemin ederim ki yüzünün güzelliğini düşününce, hayal edince, şu gönlüm beni bırakıp gidiyor.
• Kurtulmam için, gönlü uyanık bir can bulursam, onun eteğine yapışacağım, himmet isteyeceğim. Keşke uyuyabilseydim de rüyada yüzünü gösterseydin.
• Bütün canlar, can denizinden geldikleri, can denizini tanıdıkları, bildikleri için oraya doğru sel gibi akıp gidiyorlar da, başka tanıdıklardan, başka sevgililerden yüz çevirmişlerdir.
• Can denizine doğru koşan seller de çeşit çeşit. Bir sel var yüksek dağlardan kaynağını alarak, hayran hayran başını taşlara çarparak, köpürerek, ağlayarak, heyecanla feryat ederek, aslı olan can denizine doğru koşuyor, koşuyor. Bir sel de var ki yolunu kaybetmiş, birincisi; "Allah'a hamd olsun!" demede, ikin-cisi; "La havle" okumada.
• Ey güneş gibi doğup, müflislere, yoksul kişilere sevgi şarabı sunan lütfeden. Bir ihsanda bulun, o şaraptan bize de sun! Biz de yoksuluz, biz de şaşırdık, yolumuzu kaybettik.
• Nasıl olmuşsa gül, ansızın seni görmüş, çaşırıp kalmış da elbisesini yitirmiş.Çeng senin çenginin sesini duymuş, feryada başlamış, utanıp başını önüne eğmiş.
Nıyazi-i Mısrî hazretlerinin şu şiiri bu hakîkati belirtiyor:
"Huda davet eder elhamdülillah
Bu can dosta gider elhamdülillah
Hakîkat şehrine çün rıhlet oldu
Gönül durmaz iver elhamdülillah."
" La havle vela kuvvete illa billah"; Allah'tan başka kimsede güç, kuvvet yoktur, anlamın;ı gelen bır hadîsten alınan "La havle". Mü'minler, şaşırdıkları, darda kaldıklan zaman "La havle" derler.
• Zühre yıldızının burcunda en tali'li olan kimdir? Ney'dir. Çünkü ney, dudağını senin dudağına koymuş, senden name öğreniyor.
• Çeng, sensiz kalınca fenalaşıyor, hasta, kötü bir varlık oluyor. Ney de sen olmayınca hüzünlerle doluyor, inlemeye, ağlamaya başlıyor. Çengi kucağına al, onu iyileştir! Ney'i de öp, okşa. Def de sana yalvarıyor. "Ne olur?" diyor, "Beni eline al! Yüzüme vur, vur, vur da senin vuruşlarınla yüzüm değerlensin, ahenk yolunda meclise parlaklık gelsin."
• Bu parça parça olah canı al, onun her parçasına aşk şarabı içir, onu güzelce sarhoş et de dün gece elden kaçan fırsat şimdi yeniden gelsin!
DİVAN-I KEBİR DEN SEFMELER CİLT 1

6 Mart 2012 Salı

Tasavvuf Ehli



Allah bizi, 'tahtlarda karşı karşıya oturan kardeşler'*den etsin.
Yüce Allah, Musa'ya, Ya Musa dedi; beni kapında görsen ne yaparsın? Musa, Yarabbi dedi, sen bundan münezzehsin. Allah, Ya Musa dedi, kapında, kullarımdan birini gördün mü, bana ne yaparsan ona da onu yap. Çünkü ben, kullarımın arasından seçmişimdir onu; ışığımla ışıtmışımdır; dirliğimle diriltmişimdir onu.
Namaz, üstün bir kulluktur ama, namazın canı, anlamı, namazın sûretinden daha üstündür.
Nitekim insanın canı da, suretinden daha üstündür.Çünkü suret kalmaz; cansa kalır.Namazın sureti de kalmaz; namazın anlamı, canı kalır. Nitekim buyurmuştur:
'Öyle kişilerdir ki namazlarında daimidir onlar'.*
.... Tasavvuf Ehli olanlar,dille söylemenize ihtiyaç duymazlar; gönüllerinize girerler,gizlediğiniz şeylerden, dilediklerini çıkarırlar...onlarla oturdunuz mu,gerçeklikle oturun.
'Kim Allahla oturmak isterse, tasavvuf ehliyle
'otursun.
Sen o toplumdan birini görürsen, varlığından arınmıştır;Görünüşte yeryüzündedir ama,manası,yedinci kat göktedir.
Namazın önü tekbirdir, sonu selam.Namaz, Allah'tan başkasının bilemeyeceği bir halde Allah'la birleşmektir.Namazın sûretinin şartı, temizliktir.Bu, suyla olur.Namazın cânının şartıysa, kırk yıl savaşta bulunmak, gözü- gönlü kan etmek, yediyüz perdeden geçmek, kendi varlığından ölmek, Hakk'ın diriliğiyle dirilmek, Hakk'ın varlığıyla var olmaktır.
Değilmi ki padişah değilsin, kul ol; Değilmi ki peygamber değilsin, ümmetten ol.
Rahmet Muhammed'e, ter-temiz soyuna, olan bütün peygamberlere. Öyle olsun ey âlemlerin Rabbi!

*Kur'andaki sûrelerin ayetlerinden alınmıştır.
Hz.Mevlânâ, Mektuplar,XIX.Mektuptan bir bölüm, A. Gölpınarlı

Çeşitli

 
Sarılmak iyi bir şeydir: Vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir; depresyonu uzak tutar, stresi azaltır, uykuyu getirir, insanı canlandırır, gençleştirir ve hiçbir olumsuz yan etkisi yoktur. Sarılmak tamamen doğal ve organiktir. Tarım ilacı, koruyucu ve yapay madde içermez ve yüzde 100 yararlıdır. Sarılmak mükemmeldir. Oynak parçaları bulunmayan, tükenen pilleri yoktur, düşük enerji tüketimi ve yüksek enerji kazanımı vardır, enflasyon-geçirmezdir, şişmanlatmaz aylık ödemeler ve sigorta gerektirmez, hırsızlara karşı korunaklıdır, vergiden muaftır, çevreyi kirletmez ve tabii ki bütünüyle geri dönüştürülebilir.

............................................
Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nerden bilebilirsin hayatın altının üstünden iyi olmayacağını?

Şems-i Tebrizi
...........................................
.Bilinçaltı zihniniz yanlışı doğrudan ya da doğruyu yanlıştan ayırmaz.

''Ah,aptal ben'' gibi bir şey söylememelisiniz çünkü bilinçaltı zihni bunu tutar ve bunu söyledikten hemen sonra kendinizi böyle hissetmeye başlarsınız.

Söylediğiniz şeye inanmaya başlarsınız. Kendinizle dalga geçmeyin, kendinize karşı koymayın ya da yaşamla ilgili aşağılayıcı yorumlar yapmayın. Çünkü bunlar sizin için iyi deneyimler yaratmayacaktır.
.................................................
SEVGi ..Sevginin ilk dersi onu TALEP etmemektir. ..Verici OL. ..İnsanlar ise BUNUN tam aksini YAPARLAR...HATTA verdiklerinde bile çoğunlukla bunun ARKASINDA, aşkın geri döneceğine, dönmesi gerekliliğine dair bir düşünce VARDIR. Bu bir ticarettir. ONLAR paylaşmıyorlar, onlar özgürce paylaşamıyorlar. Ancak koşullu olarak paylaşabiliyorlar. Gözlerinin bir UCUYLA hep onun geri gelip gelmediğine BAKIYORLAR. Zavallı insanlar... Sevginin en doğal işlevini bilmiyorlar. Sen SEVGiYi sadece AKITIRSIN, o geri döner.

-OSHO-♥♥♥
...............................................PANİK YOK, KİMSE İÇİN DEĞİŞMİYORSUNUZ
..........“Beni olduğum gibi kabul etsin, kimse için değişmek istemiyorum.” Kimbilir kaç defa söylemişsinizdir bu sözü ya da duymuşsunuzdur.. Her yeni başlayan ilişkinin telaşlı tümcesidir bu. Herkeste bir panik havası, “Aman Allahım ya onun için değişirsem!!”
Durun durun hiç gerek yok bu kuruntulara. Çünkü kimse için değişmeyeceksiniz..
... Değişimi o kadar kolay mı sandınız? Yıllardır var olan, her yaşadığı olayla biraz daha yol alan sizler, bir anda biri çıkıp geldi yaşamınıza diye değişecek misiniz? Yok yok o kadar kolay değil bu işler.. Kolay olsaydı, sigarayı bir anda, kilolarınızı birkaç ayda bırakırdınız değil mi ama..
Etrafımızda öyle çok özlü söz, öyle çok “bilgi” denilen şey dolaşıyor ki.. Ve bizler, bu bilgileri karmakarışık hale getirmekle kalmıyor, tutup bir de bu karışıklığa itibar ediyoruz.. Bize diyorlar ki, “Aman kendin ol, kimse için bir şey yapma sonra çok üzülürsün. Sakın alttan alma, sakın sevdiğini çok belli etme sonra çok şımarır.”
Yanılgı şuradaki, sevgi, içinde hoşgörü, empati, alttan alma, bağışlama, koruma, onun için bir şeyler yapma duygusu barındırır. Siz sadece bunları yapıyorsunuz. Ama tüm bunlar öyle karmaşık şekillerde bizlere sunuluyor ki bunları yaptığınızda kendinizden ödün verdiğinizi sanıyorsunuz. “BENCİLLİK” sürekli kılık değiştirip karşımıza çıkıyor. Bizler de onun peşinden tıpış tıpış gidiyoruz. “Önce sen olmalısın” diyor, “kendini düşün, sağlığını düşün” diyor, “sonra hep zarar gören sen olursun” diyor.. Sevdiğiniz insanın yaptığı yanlış karşısında sizin gösterdiğiniz tolerans sizi daha itici yapmıyor, tam tersine anlayışlı kılıyor. Sizin hiç hoşlanmadığınız ama o seviyor diye araştırmaya, acaba benim ilgimi de çeker mi diye ilgilenmeye başladığınız bir uğraş sizi bağımlı kişilik yapmıyor. Uyum, ortak noktaları artırabilmek işte bunlar ilişkiyi güzelleştiriyor. Ayten Alpman’ın dediği gibi; “İSTER VUR İSTER OKŞA /İSTER TUT İSTER YOLLA / İSTER SEV İSTER ZORLA /BEN BÖYLEYİM” O zaman yaşamda size diyor ki, “O ZAMAN SEN ÖYLE KAL.” Sarmaşık ağacın gövdesine sarılıp büyürken, “ne yani ben şimdi ağaca göre mi şekil alacağım demiyor, çünkü onun “YA BENİ DEĞİŞTİRİLERSE” diye bir takıntısı yok. O varlığını zaten ortaya koyuyor.. Koşullarla uyum içinde varlığını, özünü sürdürmeyi başarıyor.
BAŞKASI İÇİN DEĞİŞMEKLE, UYUM SAĞLAMAK İNCE BİR ÇİZGİYLE BİRBİRİNDEN AYRILIYOR.
Evet panik yapmayın, siz değişmiyorsunuz, sadece seviyorsunuz.. Sevginin içinde barındırdığı ve duvarlarınızı yıkan, kalkanlarınızı etkisiz hale getiren o gücü hissediyorsunuz. Sevgi , egonuza; ”Hadi canım, sen fazla yaşadın bu bünyede, şimdi sıra bende” diyor. Ve siz panikle egonuzun gitmesine engel oluyorsunuz. Engel olmanızı da; KENDİNİ KORUMAK, ASLA ÖDÜN VERMEMEK maskesi altında yapıyorsunuz.. Tabii farkına varmadan..
Şimdi arkanıza yaslanın ve ilişkinizin tadını çıkarın.. DEĞİŞMİYORSUNUZ, SEVİYORSUNUZ SADECE :))
..............................................................................................
 

3 Mart 2012 Cumartesi

ÂSİTANE

ÂSİTANE (KONYA MEVLÂNA DERGAHI) BÖLÜM I

Konya Mevlâna Külliyesi, teşekkül, teşkilât ve misyon itibariyle Mevlevîliğin "Âsitânesi" 'dir. Farsça'dan dilimize geçen "Âsitân" kelimesi, "Eşik; Padişahların, önder ve liderlerin dergahı; Nebilerin, velilerin kabirleri; Payitaht (Başkent)" gibi anlamlara gelir.Âsitânelerin "Dergah", "Tekke", "Zaviye", gibi tarikat yapılarından farklı yönlerini şöylece sıralayabiliriz:
* Âsitâneler, bir tarikatın ana, merkez binasıdır.
* Âsitâneler, çeşitli yerlerde açılan şubeleriyle çalışır, onlara merkezlik eder.
* Âsitâneler, taşıdığı idari vazife, sorumluluk gereği görevlisi bol ve tam teşekküllü idari binalardır.
* Tarikate girmek isteyenler "Çile" yi âsitânede çıkarırlardı.
* Tarikat liderinin kabrinin bulunduğu yapıdır.Bu sebeble Âsitâneye "Huzur", "Huzur-u Pir" , "Pir Evi" de denilmiştir.
İşte Konya Mevlâna Ma'muresi, bütün bu özelliklere sahip bulunan "Mevlevî Âsitânesi" dir.
"Dergâh" ise Farsça "Kapı, kapı mahalli, eşik, tekke, toplanılacak yer," gibi anlam gelir. Daha geniş anlamlara ve mahiyete sahiptir.
"Tekke" kelimesinin doğru şekli "Tekye" dir. Farsçadır."Dayanak, Dayanılacak yer" demektir. Sûfilerin toplantı ve kalacak yerlerine verilen genel addır.
"Zaviye", "Sığınılacak yer, bucak, köşe" anlamındadır. Tekke'den daha küçük, mütevazi yapılardır.
KONYA MEVLÂNA ÂSİTÂNESİ
Tefekkür ve tasavvuf tarihimizin ünlü siması Mevlâna Celaleddin Rûmi (D. 30.09.1207, Belh- Ö. 17.12.1273, Konya)'nin babası Sultânu'l Ulema Bahauddin Veled, 1231 yılında vefat eder.Vasiyetine uyularak sağlığında sık sık gezintiye geldiği, sur önündeki "Gül Bahçesi" ne gömülür. Daha ilk günden itibaren ziyaret edilmeye başlanılan bu mütevazi kabir, bu günkü muazzam Mevlâna Ma'muresi'nin ilk yapısını teşkil eder.
Ünlü vezir Muinüddin Pervâne başkanlığındaki bir heyet, babasının yerine posta buyur edilen Mevlâna'ya gelerek, kabrin üzerine, ona yaraşır bir türbe yapmak için başvuruda bulunurlar. Ama Mevlâna "Madem ki senin yapacağın kubbe, feleklerin kubbesinden daha güzel olmayacaktır; O Halde bırak da onun mezarı, bu gökkubbesi ile kalsın; bundan vazgeç." diyerek taraftar olmamıştır.
Mevlâna, 17 Aralık 1273 tarihinde vefat edince, babasının başucuna hazırlanan kabre defnedilmiştir.
Vezir Muinüddin Pervane, eşi Gürci Hatun, Alâmeddin Kayserî, Bedreddin Tebrizî gibi tanınmış kişilerden oluşan bir heyet bu defa onun ihya ve irşad postuna getirilen oğlu Sultan Veled'e başvurarak Mevlâna'nın üzerine ona lâyık bir türbe yapmak istediklerini belirtirler. Sultan Veled, sukût eder. Onun bu tutumunu, "sukût ikrardan gelir" şeklinde yorumlayarak güzel bir türbe inşa ederler. Bu, eyvan tarzında tipik bir Selçuklu türbesidir, üzeri yıldız tonozla örtülüdür. Doğu, Batı ve Güneyi kapalı, kuzeyi açıktır. Cesedi, mahzendedir. Onu, üst kattaki sanduka sembolize eder. Üzerine, Selçuklu ahşap sanatının muhteşem örneklerinden olan görkemli bir sanduka yerleştirilir. Onun bu sandukası günümüzde babasının üzerindedir. Sultan Veled 10 Recep 712 / 1312 tarihinde vefat edince, babasının sağ yanına defnedilmiştir.
Mahzen hariç, mimar Bedreddin Tebrizi'nin yaptığı türbe hayli değişikliğe uğramıştır. Günümüzde türbenin "Kubbe-i Hadra" (Yeşil Türbe) diye anılmasını sağlayan yeşil çinilerle kaplı dilimli gövdeli ve külahlı muhteşem gövde ilk türbenin üzerine Karamanoğlu Ali Bey (1357-1358) tarafından yaptırılmıştır. (799 / 1396)
Mahzenin gövde ayaklarının, kemerlerin, yıldız tonozlu örtünün ve bunu örten içte kalmış olduğu kubbenin ilk yapıdan kalmış, diğer kısımlarının mimari ve tezyini büyük değişiklikler gördüğünü bildiğimiz türbe, 25 m yükseklikte. Sikkeli, hilalli, külah alemi, 2.72 m boyunda olup, altınsuyu ile kaplıdır.
Mevlâna'nın kabir ve türbesi, zaman içerisinde yakınlarının, dostlarının ve müntesiplerinin kabirleri ile donatılarak Konya'nın en büyük mezarlıklarından biri oluşmuştur. Ziyaretçilerin ihtiyacını karşılamak üzere de hücreler inşa edilmiştir.Bu yapılanma yedi asrı aşan sürede günümüzdeki muazzam ma'mureyi meydana getirmiştir.
DIŞKAPILARI:
Mevlâna Âsitânesi'nin dört yönde birer dışkapısı vardır. Dervişân Kapısı günümüzde ziyaretçilerin kullandığı batıdaki kapıdır. Dervişler buradan girip çıktıkları için bu adı almıştır. Buradan,vaktiyle mezarlık olduğu için "Hâmûşân" diye anılan geniş avluya geçilir. Hâmûşân Kapısı güneydedir. Tarihî Türbe (Üçler) Mezarlığı'na açıldığı için bu adla bilinir. Üzerinde Sultan II. Abdulhamid'in tuğrası mevcuttur. Pir Kapısı doğudadır."Küstâhân Kapısı" diye anılır. Görülen lüzum üzerine âsitâne'de kalması uygun bulunmayan veya bu hakkı kaybedenler bu kapıdan yavaşça dışarıya buyur edilerek kendisine "seyyah" verilirdi. "Çelebi Kapısı" kuzeydedir. Bu yönde bulunan konaklarda oturan Çelebiler kullandığı için bu adı almıştır. 6225 m2 lik bir alana sahip bulunan "Konya Mevlâna Âsitânesi" bu dış kapılarla çalışıyordu.
DERVİŞ HÜCRELERİ:
Küçük odacıklar olan bu mekânlar, tarikat mensuplarına tahsis edilmiştir. Sultanu'l Ulema'nın kabrinin teşkilinden itibaren gelmeye başlayan ziyaretçilerin kalması için birkaç hücre yaptırıldığını biliyoruz. Bugünküler Osmanlı dönemine aittir. Batıdakileri Kanunî Sultan Süleyman tarafından yaptırılan bu özel mekânlar, zaman içerisinde bazı tamir, tebdil ve tecdidlerle günümüzdeki şekil ve görevlerini almışlardır. Sultan III. Murad'ın 992 / 1584 yılında diğer hücreleri inşa ve ilave ettirdiğini kitabesinden öğreniyoruz.Hücrelerin toplam sayısı 18'dir. "18" rakamı ise Mevlevilikte önemli, saygın ve sembolik bir sayı olup, "Nezr-i Mevlâna " diye bilinir.
Derviş Kapısı'ndan girerken sağ taraftaki hücreler, sırasyla: "Aşçı-başı Efendiye", "Türbedar" a, "Tarikatçi Efendi'ye" ve zâbitana aitti. Kuzeydeki hücrelerin gerisindeki bahçede görülen genişçe bina, "Çelebi Dairesi" diye de anılan misafir-hânedir.
MEYDÂN-I ŞERİF:
Güney batı köşede, mutfağın bitişiğindedir. Şimdi müdür odasıdır. 1867 yılında inşa edilen bu son derece önemli salonun tavanı motiflerle süslüdür. Herkesin girmesi uygun olmayan bu mekanda "Postnişin Hazretleri" ile davet ettiği şahıslar girebilirdi. Başta âsitâne olmak üzere imparatorluğun dört bir yanına yayılmış bulunan, toplam sayıları yüzü aşkın şubelerin işleri burada görüşülürdü. Yönetimle ilgili işler, mükâfaat ve mücâzaat konuları bu mahrem ve saygın mekanda ele alınarak karara bağlanırdı.
MUTFAK:
İki tanedir. Biri eski mutfak olup, kuzeydeki bahçede, Çelebi dairesinin yanındadır. İkincisi ise batıdaki avlunun güney batı köşesindedir. Meydân-ı Şerif ile birkaç odacığa bitişiktir. Bodrumunda kiler bulunan bu önemli yapı, tam teşekküllüdür. "Ocakbaşı", yemek yenen "Somatlık" gibi, hizmetlilerin kaldığı "Canlar Odası" da buradadır.
"Mutfak" hem aşın hem de tarikata girmek isteyen adayın kontrol edilip, ruhen pişirildiği gözde mekândır. Mübârek tutulur. Adayın kendisini denemek için belli bir süre kaldığı postun bulunduğu seki de mutfağın önemli müştemilatındandır. Mutfağın en yetkili yöneticisi, son derecede önemli makama sahip bulunan "Ateş-baz Velî" ünvanıyla anılan şahıstır. Adayın kontrollerle liyakat derecesini o tayin ederek, kalıp kalmayacağını o teklif eder idi. Onayı alana hücrede yer gösterilirdi. Dervişliğe kabul edilen kişiye "Sema" talimleri de Somatlık'daki özel yerde yaptırılırdı.
ÇELEBİ DAİRESİ:
Güneyde, Kıbâbu'l Aktâb'ın duvarına bitişik, Hâmuşân'a nâzır olarak sonradan yapılmış, kârgir, camekânlı, genişçe mekândır. Meşhur "Niyaz Penceresi" de burada kalmıştır. Dergah meşayihinin misafir ve görüşme salonu iken günümüzde 'Mevlâna Müzesi İhtisas Kütüphânesi' olarak kullanılmaktadır.ÂSİTANE (KONYA MEVLÂNA DERGAHI) BÖLÜM II

KÜTÜPHÂNE:
Âsitânede özel bir kütüphânenin tesisini, 1271 /1854 yılında Mehmed Said Hemdem Çelebi gerçekleştirmiştir. Âsitâneye ait okunmak üzere alınmış olan ne kadar eser varsa hepsini toplatarak bir araya getirtmiştir. Dervişlerde, Çelebilerde, dolaplarda, sergenlerde, raflarda, hücrelerde bulunarak derlenen bu nâdide eserlere özel kütüphânesini de bağışlayıp katan Hemdem Çelebi böylece bir büyük hizmeti daha gerçekleştirmiştir.
MİSAFİRHÂNE:
Ma'murenin kuzey batı tarafındaki bahçede bu yöndeki derviş hücrelerinin arkasındadır. Tek katlı olup, dört oda ve bir de salondan meydana gelmiş kârgir binadır. Postnişîn Efendi, cuma ve bayram tebriklerini burada kabul ettiği için buraya "Şeyh Dairesi" denildiği de olmuştur.
AVLULAR:
Âsitâne'nin Dört tarafı avluludur. Bunlar: I. 'Hadîkatu'l Ervah' (Ruhlar Bahçesi). Batıdadır. Şadırvan ve havuz buradadır. II. 'Hâmuşân;' Güneydedir. Ortasında küçük bir havuz vardır. Türbe mezarlık tarafında olduğu için bu adı almıştır. III. 'Doğu Avlu:' Doğu taraftaki bu avluda şimdi mezar taşları sergilenmektedir. IV. 'Kuzey Avlu:' Bu tarafta yer alan gül bahçesinden ingin bir duvarla ayrılmış durumdadır. "Çelebiler Kapısı" ve "Valideler Mezarlığı" buradadır.
Avluların hepsi de önceleri ünlü Mevlevîlerin gömüldükleri mezarlık durumunda idiler. 1927 yılında müze olarak yapılan düzenlemeler sırasında, taşları doğu avluya nakledilerek buralar, bahçe haline getirilmişlerdir. Hürrem Paşa, Sinan Paşa, Hasan Paşa, Fatma Hatun ve Mehmet Bey Türbeleri de avlularda yer alan Osmanlı eserlerindendir.
ŞEB'İ ARÛS HAVUZU:
Batı avluda, mutfak ve Meydan-ı Şerif'in önündedir. Eski takvimle, Mevlâna'nın vefatının yaz mevsimine rastladığı yıl dönümlerinde törenler bu havuzun çevresinde yapılırdı.
ŞADIRVAN:
Batıdaki avlu olan Hadîkatu'l Ervah'da bulunmaktadır. Ortasındaki yekpâre mermer havuz, Ulu Arif Çelebi'ye, Kütahya'dan hediye olarak gönderilmiş olup, şadırvanın yapımında buraya yerleştirilmiştir. Su, Yavuz Sultan Selim tarafından getirilmiştir. Buna dair kitabesi güneydedir. Onarımlar görmüştür.Üzeri sayvanla örtülüdür.
SELSEBİL:
Batıdaki avluda, bu yöndeki derviş hücrelerinin önündedir. Hemdem Said Çelebi tarafından yaptırılmıştır.
TİLÂVET ODASI:
Türbe ve mezarların bulunduğu kapalı mekânlara girişi sağlayan odadır. "Okuma Odası" olarak kullanılmıştır. Günümüzde Osmanlı döneminin ünlü hattatlarının nâdide eserleri, Harem-i Şerif maketi, kündekâri kapak gibi müzelik eşyalar sergilenmektedir. Buradan "Gümüş Kapı" ile "Kademât-ı Pir" denilen mekana geçilir. Mevlevi kültüründe önemli yeri olan "Gümüş Kapı" Sokullu Mehmet Paşanın oğlu Hasan Paşa tarafından 1008 / 1599 yılında hediye edilmiştir. Hat ve tezyinatla bezelidir.
KADEMÂT-I PÎR:
Gümüş kapıdan doğuya doğru, Mevlâna'nın türbesi önüne kadar uzanan mekândır, Güneyinde, paralel olarak "Kibabu-l Aktab" yer alır. Kuzeyinde mescid, Horasan erleri ve semahâne bulunmaktadır. Üzeri üç kubbe ile örtülüdür. "Dahil-i Uşşâk" diye de bilinir. Mevlâna'nın türbesinin önündeki Post Kubbesinin altında sona erer.
KIBÂBU'L AKTÂB:
"Kutupların Kubbeleri" anlamına gelen bu mekân, Mevlâna yakınlarının ve ünlü Mevlevîlerin sandukalarının bulunduğu yer olup genişçe iki kubbe ile örtülüdür. Duvarları hat ve motiflerle süslenmiştir.
GÜMÜŞ KAFES:
Kuzeyi açık eyvan tarzındaki Mevlâna türbesinin bu yönünde bulunur. İki fil ayağının arasındaki mermer şebekelerin ortasındadır. Gümüşle kaplı olduğu için bu adı almıştır.Önünde "Gümüş Eşik" ve "Gümüş Basamaklar" (Mirâc-ı Sîm-pâye) bulunmaktadır. Bunların altında, türbenin mahzenine inişi sağlayan merdiven varsa da mahzen kapısı örülü durumdadır.
Mevlevilerce son derecede önemli olan "Gümüş Kafes", Maraş Mir-i Mírânı Mahmud Paşa tarafından, kalem-kâr İlyas'a yaptırılmıştır. Son derecede zarif ve gayet sanatlı olarak meydana getirilmiş olan bu eserin üzerinde, şair Mâni'nin 32 beyitlik Türkçe manzumesi yazılıdır.Yazı, Mirza Ali'ye aittir.
ÇERAĞ KAPISI:
Gümüş Kapı'dan, Dâhil-i Uşşâk'a girilince solda vaktiyle kandil, şamdan ve mumların bulundurulduğu yerde olduğu için bu adı almıştır. Mescid'e açılır.
MESCİD:
Dahil-i Uşşâk'ın kuzeyindedir. Semahâne ile müşterek yapılmıştır. Her ikisi de Kanuni Sultan Süleyman zamanına tarihlenir. Üzeri yüksek geniş ve ferah bir kubbeyle örtülüdür. Mermer kürsüsü, mihrabı, kârgir müezzin mahfili dikkati çekecek zerafettedir. Günümüzde Sakal-ı Şerif, nâdide yazma eserler ve müzelik değeri büyük olan eşyalar sergilenmektedir.
SEMAHÂNE:
Mescidin doğu bitişiğimdedir. Mimari yönden Kânuni Devri özelliklerini taşır. Üzeri geniş ve ferah bir kubbeyle örtülü olup, altında bulunan geniş mekân semâ yapılan Meydan-ı Şerif'tir. Doğu ve kuzeyinde Sultan II. Abdülhamit'in inşa ettirdiği (1306/1881) iki katlı mahfiller yer almıştır. Bunların alt katı mutribân heyetine ve misafirlere; üst kat ise hanımlara aittir. Güneyinde "Naathân Mevkii" görülür.
Semahâne ve mescidin kubbe ve duvarlarında yer alan sıra ve pencereler içeriye ferah bir görüntü kazandırırlar. "Şeriat" ve "Tarikat" sembolleri olan bu iki mekânın arasında ingin bir süs duvarı mevcuttur. Bunun süslü, az yüksek ve kapılı olması, "Şeriat" ile "Tarikat" birliğini ve beraberliğini de sembolize eder gibidir.
Her iki mekândaki vitrinlerde Mevlâna yakınları ve Mevlevîlere ait nâdide eşyalar, folklorik, etnografik malzemeler sergilenmektedir. Müze olduktan sonra buraya armağan edilen değerli objeler de vitrinlerde alâka ile seyredilmektedir.
DİĞER YAPILAR:
Mevlâna Âsitânesine yedi yüz yıllık tarihi içerisinde bir çok sosyal, dînî ve kültürel yapılar eklenmiştir. Türbe (Kürkçüler) Hamamı, Selimiye Camii, İmâret, Yusuf Ağa Kütüphânesi, Muvakkıthâne, Türbe (Sultan Veled) Medresesi bunlardandır. Bir kısmı son yarım asır içerisinde maalesef kaybolmuştur.
Başta "Âsitâne" olmak üzere bütün Mevlevihâneler, bol gelirli,zengin vakıflarla yönetile gelmişlerdir. "Celaliye Evkafı" adıyla bilinen bu vakıfların her türlü ihtiyaca cevap veren gelirleri sayesinde Mevlevilik ve Mevlevihâneler, gayrinin yardım, destek, dolasıyısıyla baskı ve tekliflerine konu olmadan görevlerini ifâ ve icrâ etme imkanıyla yaşamışlardır.
Konya Mevlâna Âsitânesi, İcra Vekilleri Heyeti'nin 2 Eylül 1341 /1922 tarihli kararıyla, diğer tekke, dergah ve zaviyeler gibi seddedilmiştir. Aradan fazla zaman geçmeden, Mevlâna Âsitânesi'nin "Âsâr-ı Atika Müzesi" haline getirilmesi uygun görülmüştür. Gerekli düzenlemelerden sonra Âstâne, 2 Mart 1927 tarihinde "müze" olarak merasimle ziyarete açılmıştır.Bu gün yurdumuzun Topkapı Sarayı'ndan sonra en çok ziyaretçisi olan müzesidir.