21 Nisan 2011 Perşembe

AKLI SİLMELİ


Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok ko-
nuşuyorlar ki...Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? Düşlerinden
mi yoksa gerçeğinden mi? Ve kaç kapıdan geçip yerini
bulur bir başka insanda? Yerini bulur mu gerçekten? Sözü
...yasaklamalı Ömür hanım yasaklamalı...Kimsenin kimseyi
anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne
işe yarıyor ki? Olanağı olsa da insanların yürekleri ko-
nuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten
olurdu. Aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. Yanılıyor
muyum? Olsun. Yanıldığımı biliyorum ya...

20 Nisan 2011 Çarşamba

İÇ SAVAŞ


Birisi ile savaşmak çok tehlikelidir çünkü düşmanına benzersin. Bu insanlığın en büyük problemlerinden birisidir. Birisi ile savaşmaya başladığında yavaş yavaş aynı teknikleri, aynı şekilde uygulamak zorundasın. O zaman düşman yenilgiye uğratılabilir ama onun yenildiği zaman geldiğinde, sen kendinin düşmanı olmuşsundur…. Sadece yüzeys...el şeyler değişir, derinde aynı çatışma sürer.
Çatışma insanın içindedir. O orada çözülmediği sürece, başka hiçbir yerde çözülemez. Politika senin içindedir; o zihnin iki kısmı arasındadır.
Savaş dışarıda değil , savaş senin içindedir. Ve benim anlayışım şudur: Sağ ve sol yarıküreler arasındaki içsel savaşı çözmediğin sürece asla huzur içinde sevemeyeceksin – asla- çünkü içsel savaş dışarıya yansıtılacaktır..

İÇ BARIŞIN BELİRTİLERİ


İÇ BARIŞIN BELİRTİLERİ
Eski deneyimlere dayanan korkulardan kaynaklanan düşünceler yerine, ani, kendiliğinden düşünme ve davranma eğilimi.
Uyanık geçirilen her anı kuşkulardan arınmış ve neşe içinde geçirme yetisi.
Başkalarını yargılamaya ilginin azalması.
Başkalarının davranışlarını yorumlamaya ilginin azalması.
...Çatışmalara ilginin azalması.
Kaygılanma ve vesvese yetisinin azalması (Bu çok ciddi bir belirtidir).
Sık sık, karşı konulmaz şükran duygularıyla dolma.
Doğayla ve başkalarıyla bağlantı içinde olmaktan dolayı doyumluluk.
Olayları baskı ve zorlamayla gerçekleştirmeye çalışmak yerine, doğal akışları içinde dönüşüme izin verme eğiliminde artış.
Başkalarından yayılan sevgiyi algılamaya duyarlılıkta artış ve sevgiye dolaysızca sevgiyle karşılık verebilme hazırlılığı.

Sevgi


Yaşamın En Büyük Enerjisi: Sevgi
Yaşamlarımız bize farklı öğrenme fırsatları sunan keyifli bir oyun sürecidir. Bu öğrenme fırsatlarının kimi keyifli tecrübelerken kimisi de bizi zorlayan, varlığımızı ve özümüzü unutturarak bizi dünyanın zorlu ve mücadeleci bir yer olduğunu düşündüren olaylar olabiliyor. Bütün bu süreç içerisinde sıklık...la kendimizi “yeter artık bu sorunlardan nasıl kurtulacağız?” derken bulabiliyoruz.

Elbetteki her türlü ihtiyacımıza çözüm olabilecek birbirinden farklı eylemler ya da yollar olabilir. Ancak sıklıkla unuttuğumuz şey her şeyi çözebilecek, iyileştirebilecek evrenin en büyük enerjisi olan sevgi oluyor.


Sizi üzen olayları veya kişileri düşünün. Gerçekten siz bu olay ve kişilere sevgi ile yaklaşabiliyor musunuz? Burada sıklıkla sevgi ile karıştırdığımız yakıp yıkan, bencilce ve sahiplenici duygulardan bahsetmiyorum. Burada gerçekten evrensel enerjinin özü ve beklentisiz sevgiden, evrenin var olan tek saf duygusundan bahsediyorum.

Bize öğretilen yaşam kurallarının pek çoğu ne yazık ki özümüzden çok uzak şeyler. Sevgi duygusu da bunlardan biri. Örneğin çocuğumu çok seviyorum, bu yüzden şu kişi ile evlenmesini istemiyorum veya şu mesleğe sahip olsun istiyorum gibi düşünceler aslında sevgi kaynaklı değil, korku kaynaklıdır. Sevdiğimiz kişilerin sadece bizim bildiğimiz yollarla mutlu olabileceği, aksi taktirde mutsuz olacağı ( ki korku kaynaklı olması bu varsayımdan çıkar) gibi düşünceler aslında sevdiğimizi söylediğimiz kişinin öğrenerek kendi özünü bulma yolunu tıkayan tutumlardır.

Bugün siz de kendi mutsuzluk kaynaklarınızı değerlendirin. İşinizden şikayet ediyorsunuz? Peki siz ona hak ettiği sevgiyi veriyor musunuz? Aynı şekilde affedemediğiniz kişileri düşünün. Gerçekten sevseydiniz hala affetmez miydiniz? Evrenin en büyük iyileştirici gücü sevgiyi bugün kendinize döndürün. Her birimiz gerçekten sadece var olduğu için sevilmeyi hak eden kişileriz. Bugün kendinizi içten bir şekilde sevin. Zihninizi bedeninizi ve tüm enerji alanınızı mutlak, saf sevgiyle doldurun. İçimizde yatan sevgi enerjisini uyandırın ve yaşamınızdaki sorunlara çevirin. Bu enerji ile iyileşemeyecek bir hastalık veya ortadan kalkmayacak bir engel olmadığını göreceksiniz.

19 Nisan 2011 Salı

Arınmadaki Destek Sevgi



Aldığımız bilgilerin, varlığımızda bilgeliğe dönüşebilmesi ancak arınmak ile mümkün.. Davranışları ile bilgeliğini sergileyen, bilge gibi davranan kişiler, arınmış demektir..

Bir insanın arınmışlık düzeyi en güzel sahip olduğu hoşgörüyle, anlayış ile ölçülebilir. Arınmış insan başkalarını yargılamaktan uzak, olayları ve insanları çok g...eniş bir bakış açısı ile görebilen, hoşgören, olaylar karşısında sukunetini yitirmeyen, her şeyi doğallıkla kabul eden bir yapıdadır. İyi ya da kötü diye ayrımları yapmaktan kaçınır, sevgisi bütüne, herkese ve her şeyedir. Hoşgörüsündeki yükseklik, onun bu sevgiyi bu şekilde eksiksizce ve adilce aktarabilmesini sağlar. Korku ve endişelerden hemen hemen tamamen uzaklaşmıştır. Güzellikleri yaratabileceğini bilir, ve olumsuzlukların da mutlaka bir hayırla geldiği bilincine sahiptir. Bu nedenle başkaları tarafından olumsuz görünen olaylar bile onun için olumsuz değildir. Bu tip olaylar karşısında üzüntülere, öfkelere, hırçınlıklara kapılmak yerine, olaydan görüp anlaması gerekenin ne olduğuna odaklanır, ve ne yaparak bu olayı aşabileceğine, olumluya dönüştürebileceğine bakar.. DÜŞÜNÜR. (Düşünmek arınmaya başlamanın birinci adımdır). Adildir, herkes tarafından güven duyulan bir kişiliktir. Kırmayan ve kırılmayandır..

Arınmada bize daima destek olacak ve bizim her zaman içimizde olmasını sağlamamız gereken, bize yol gösteren olarak kabul edeceğimiz tek olgu SEVGİDİR. Attığımız her adımda sevginin var olmasını sağlamak, her anımızda arınmışlık hali ile hareket etmemiz demektir. Burada anlatılmak istenilen sevgi sahiplenme duygusu taşımayan, koşulsuz bir sevgidir.

“Sevmek özgür bırakmaktır. Sahiplenmek demek değil.”

“Yaradılanı severim yaradandan ötürü.”

Bu iki söz, sevginin ayrım yapmayan ve koşul koymayan olduğunu anlatır. Beklentisizdir sevgi. Sadece verilir, karşılık istenilmeden. Gerçek sevgi budur. Aslında siz zaten sevgisiniz, bu nedenle sevgi verilmek için düşünülmez, daima her anınızda sizden yansır, ayrım gözetmeksizin her yere yayılır. Aynı bir güneşin, ayrım gözetmeksizin ışığını herkese ve her yere ulaştırması gibi...

Arınabilmenin bir diğer yönü ise ŞARTLANMIŞLIKLARIMIZDAN KURTULMAK, tüm sahiplendiklerimizi bırakmak, onlara karşı sahiplenme içermeyen saf ve karşılıksız bir sevgi besleyebilmek demektir. Bu aynı zamanda kendimizin de özgürleşmesidir, bağımlılıklarımızdan kopmak demektir..

Kendimiz arındıkça, özümüze, gerçek varlığımıza ulaşır ondan gelen rehberliği daima duyar ve onunla bir bütün oluruz. Öz sesin rehberliğinin tam olarak duyulabilmesi ÖZGÜRLÜKtür.Özgürlük ÖZ sesin GÜR çıkmasıdır.Gerçek özgürlük, bizi içsel olarak sürekli zihin aracılığı ile yönlendiren egonun, biz arındıkça bizi yönlendiremez hale gelmesi ve yerini öz varlığımızın sesine bırakmasıdır.
Bu ise bizi gerçek İNSAN olabilmeye götürür. Arınabilmek için kendimizi tanımamız gerekir. Arındıkça kendimizi daha çok tanır ve biliriz..(bu ikili birlikte yürürler..)

Arınmak için ilk adımı atabilmek, arınmanız gereken yönlerinizin olduğunu kabul etmekle olur. Bu konuda arınmamız gereken yanlarımızı bilmek ve kabul etmek, kendimizi yargılamamız, kendimizi sürekli eleştirmemiz anlamına gelmemeli. Bu yaptığımız en önemli hatadır.

Toplumsal ve kültürel olarak sürekli olarak kendimizde hata bulmak ve eleştirmek, hatta daha ileri noktalara kadar götürerek kendi kendimizi cezalandırmak, hatta kendimize kahretmek gibi tutumlar sergilemeye yönlendirilmişizdir. Oysa, başkaları karşısında kendisini sürekli üstün gören bir kişilik egonun hakimiyetinde sayıldığı gibi, sürekli kendisini yeren kişilik de çok yüksek bir egonun ürünüdür. Kendi insani değerini bilemeyen bir bilinç, başkalarının insani değerlerini de göremez, bilemez ve kabul de edemez. Bu toplumsal şartlandırma aslında, toplum egosunun oynadığı büyük bir oyundur ve kişiyi bilinç aşamalarına taşımaktan daha çok, yetersizlik ve değersizlik duygusu ile köreltmeye, sıkıştırmaya ve durdurmaya yöneliktir.
Bu yaklaşımın alçak gönüllülük, veya başkalarına saygı duyma ile bir ilgisi yoktur. Bu aslında içten içe beslenen negatif bir kibir olarak tanımlanabilir. Kendinde hata bulan ve sürekli olarak buna odaklanıp, bunu işleyen kişi, aslında kendi öz değerlerinin farkında olamamış, kendi değerini bilemediği için o değerin dışarıdan kendisine gösterilmesini bekleyen, ve bu beklentilerinin karşılığını alamadığı için, kendini yargılayan, bu şekilde tatmin olan egonun esiridir.

Arınmamız gereken yönlerimiz olduğunu kabul etmemiz, bu yönlerimiz nedeni ile kendimizi yargılamamız demek değil. Kendimizi tüm yönlerimiz ile kucaklayabilmek, arınmamız gereken yönlerimizi ile ilgili olarak farkındalık talep etmek, ve dönüşümü benimsemek, kabul etmek demek. Dönüşüm yargılarla başarılamaz, kendimizi sevgi ile kabul etmekle başarılır. Talep edilen farkındalık ile, kendini tanımak konusunda önerilenler uygulanabilir, ve dönüştürülmesi gereken yönler bu şekilde fark edilebilir. Dönüştürme noktasında, zaten farkındalık yükseldikçe size destek de gelir.
See more

İçinde bulunduğun durumu değiştirmek


İçinde bulunduğun durumu değiştirmek istiyorsan, o durum düzelmeden önce, önce senin kendi duygu ve düşüncelerini değiştirmen gerekiyor.

Hayat da senin düşünce ve duygularını takip ediyor.

Bu yüzden İLK yapman gereken şey: “Burada ve şimdi” mutlu olmak…(Hangi berbat halde, hangi korkunç durumda, hangi kötü şartta olursan ol.)
...
En önce senin duygu ve düşüncelerin değişmeli ki bu haller, durumlar, şartlar da değişebilsin.

Bunu idrak etmek, anlamak çok önemli. Eğer bunu henüz idrak edememişsek, kararlılıkla yaklaşamıyoruz bu duygu ve düşünce değiştirme işlemine.

Genelde bazı önemli hatalar yapıyoruz, geçmişi, geleceği ve bugünü düşünürken:

Mesela, benim için geçmişi düşünmek,

ya eskiden hayatımda olan bir şeye tekrar kavuşmak istemek,
ya hiç hayatımda olmamış bir şeyin artık olmasını istemek,
ya da sevmediğim bir olayın, “keşke” olmamasını istemek şeklinde ve genelde pişmanlık, suçlama veya eleştiri dolu olurdu.
Gelecek günlerin hayali ise,

ya şu an hayatımda olmayan bir şeyin gelecekte olmasını istemek,
ya da şu an sahip olduğum bir şeyi kaybetmekten korkmak şeklinde olurdu.
Bugünümü düşünmek de,

yapmak istediklerimi yapamayışıma hayıflanmak,
olmak istediğim şeyleri olamayışıma hayıflanmak,
sahip olmak istediğim şeylere sahip olamayışıma hayıflanmak şeklinde olurdu.
Oysa ki:

Geçmiş adı üstünde, geçmiş gitmiş.

Geçmiş hakkındaki tek yapabileceğimiz şey, olduğu gibi kabul edip affetmek. Dün gitti ve artık sadece zihnimizde var. Ve biz ne düşünürsek onun hakkında, o da o olacak. Kendi iyiliğimiz için, çekim yasasını lehimize kullanmak için, hakkında iyi düşünmek gerekiyor. Güzel düşünmek gerekiyor.

Gelecek de aynı şekilde, henüz burada değil. O da sadece zihnimizde var. Bugün atacağımız bazı adımlar, ya da geçmişte attığımız bazı adımlar onu şekillendiriyor ama gene de henüz burada değil. Biz ne düşünürsek onun hakkında, o da o olacak. Kendi iyiliğimiz için, çekim yasasını lehimize kullanmak için, hakkında iyi ve güzel şeyler düşünmek gerekiyor.

Peki, diyelim ki geçmiş ve gelecek hakkında iyi ve güzel düşünmeyi başardık.

Ya bugün? Bugün hakkında nasıl başaracağız iyi ve güzel düşünmeyi?

Kabul ederek…

Her ne ise o değiştirmek istediğimiz şey, onu olduğu gibi kabul ederek.

Olduğu gibi severek…

Ne kadar kötü de olsa durum, hakkında iyi, güzel ve avantajlı noktalar bulup, şükrederek…

İşte bu çekim yasasının bizlere açabileceği, bolluk, mutluluk kapısının “olmazsa olmaz” anahtarı.

Her ne olursa olsun içinde bulunduğumuz durum, onu kabul etmek, sevmek ve şükretmek…

İşte çekim yasasının anahtarı.

Sen de bol bol kullan bu anahtarı

18 Nisan 2011 Pazartesi

Kötülük

Sonunda bende kötü oldum.
Sana bir fenalık yaptım.
İçim şimdi daha mı rahat?
Aldım mı intikamı mı yani
Oldu mu?

Artık o da biliyor
Artık herkes herşeyi biliyor.