14 Nisan 2011 Perşembe

SEVGİ TOHUMU SONSUZA KADAR TEKRAR EKİLMELİDİR

Aşkı sıradan şeylerin tutsağı yapmak, onun tutkusunu almak
ve onu sonsuza kadar y...itirmek demektir.
Gerçek sevgi, kimin daha kârlı çıkacağını düşünmeden…
bir insana vermeyi düşünmektir.
Engellere üzerinden aşılacak fırsatlar olarak bakarsak
sadece çözüm bulmakla kalmayız,
kendimizin genel sorun çözme yeteneklerimizi de artırırız.
Sevgi yetişmek için en verimli toprağı sunar bize.
Sevgi, eski yaraları açmak değildir, onları kapatmaktır.
Ayağa kalkıp yaşamaya devam etmek demektir.
Kalp; tutkularımızın yaşadığı yerdir.
Çok narindir, kolayca kırılır ama inanılmaz derecede esnektir.
Kalbi aldatmaya çalışmanın anlamı yoktur.
Onun yaşaması bizim dürüstlüğümüze bağlıdır.
Yaşam; sevgiyle de korkuyla da yürütülse her zaman
bir serüvendir. Korku; yaşamın sınırlandırılmasıdır, hayırdır.
Sevgi; yaşamın özgürlüğe kavuşturulmasıdır. "Evet" deyin.
Derdin ne kadar oturmuş, görünüşün ne kadar umutsuz,
yanlışın ne kadar büyük olduğu hiç fark etmez.
Sevgiyi yeteri derecede anlamak hepsini yok edecektir.
Olgun insan, pek çok yol, pek çok çözüm ve
pek çok sonuç olduğunu bilir. Sevgi kusursuzlukta ısrar etmez.
Ama kim olduğumuz ve nasıl davrandığımız arasındaki
önemli ilişkiyi fark etmemizi gerektirir.
Ne kadar akıllı ya da duyarlı olursa olsun
herkesin yanlışlık yaptığını ve herhalde de yapmaya
devam edeceğini görüp bilmek rahatlatıcı bir şeydir.
O yüzden; neden kusurlarımızı kabul edip,
insan soyuna katılmıyor ve rahatınıza bakmıyorsunuz?
Kendilerine inananlar ve yaşadıkları an'a güvenenler
yaşamı en keyifli bulanlardır. Bunlar, geçmişin pişmanlıklar değil,
anıları depolayacak bir yer olduğunu, geleceğin korku değil,
umutla dolu olması gerektiğini öğrenmişlerdir.
Ve bizim sadece günümüze ihtiyacımız vardır.
Sevmekle geçen bir yaşam; asla sıkıcı olmayacaktır.
“SENİ SEVİYORUM" demekten asla bıkmayın ve sakınmayın.
Sadece kalp için hasat zamanı yoktur.
Sevgi tohumu sonsuza dek yeniden ekilmelidir.

Leo Buscaglia

10 Nisan 2011 Pazar

KIrk gömleğin kırkınıda çıkarmak

Başlangıçta hayal kırıklığı vardı...
Sonrasında da...
Aşk ilişkisi sistematik olarak sevgilinizi kandırmak, hayal kırıklığına uğratmak, sevgiliniz tarafından kandırılmak ve sonrasında hayal kırıklığına uğramaktır. Çünkü artık herkes ideal sevgiliyi bulmak, kendisi de ideal sevgili olmak istiyor. Belki de bu nedenle estetik ve kozmetiğe beslenmeye harcanandan katbekat daha çok para harcanıyor.
Kadın için ideal erkek nedir? Dayanıklı, güvenilir, tuttuğunu koparan, başarılı, sorumluluk sahibi, zeki ve bağımsız. İyi bir dış görünüş, espri gücü ve karşısındakini kendiliğinden anlayabilen ve anlayış gösterebilen biri. Ya erkek için ideal kadın nasıl olmalı? Kadınsı çekiciliği, anne ve sevgili özelliklerini bir arada bulundurabilen, kendine güvenen. Kimseye eyvallahı olmayan, ama bir yandan da alttan almaya, sevgilisinin istek ve ihtiyaçlarını karşılamaya her daim hazır. Hangi normal insan bu kriterleri karşılayabilir?
Yine de kimse bu insanlık dışı ideal beklentisini sorgulamaya kalkmıyor. Bunun yerine ilk karşılaşmaların kandırmacasının yarattığı hayal kırıklıklığını atlatıp biraz olsun rahatlamaya çalışıyor. Çünkü herkes bir yandan da içten içe biliyor bu kadar yüksek beklentileri ne kendisinin ne de karşı tarafın karşılayamayacağını.
* * *
Birçok durumdaysa insanlar kendilerinden şüpheye düşüp geri çekiliyor ve yalnız kalmayı tercih ediyorlar. Kendi gerçek yüzümüzden emin olamadığımız için ardına saklandığımız maskeler nedeniyle insani bir karşılaşma gerçekleşmeden kalıyor. Çünkü herkes bu koşullar altında yaşanacak olanın tam bir hayal kırıklığı olduğunu biliyor. Modern hayatın bize hediyesi bu; yalnızlık.
Öte yandan herkes olduğu gibi kabul edilmek ve kendi olabilmek de istiyor. Hiç olmazsa yatak odasında ve sevgilinin kollarında. Evet âşık olabilmek ve birbirimizi idealize edebilmek için bu maskelere ihtiyacımız var. Ama asıl ihtiyacımız olan o mahrem, duygusal yakınlık. Bu nedenle başlangıçta birbirimizi ne kadar iyi kandırmış olsak da aşkın kırk gömleğini tek tek çıkarmaya, çırılçıplak bir karşılaşmaya hazır olmak zorundayız. Bizi dış dünyanın narsistik yaralanmalarından mutlak olarak koruyacak olan bu çünkü. En temel ihtiyacımız nasılsak öyle sevilmek ve sevildiğimizi bilmek.
* * *
Ama günlük hayatta böyle olmuyor. Çünkü başkalarının değerleriyle yaklaşıyoruz birbirimize. Âşık olduğumuz kişiyi her gün bir soğanı soyar gibi arındırıyoruz kendi ellerimizle giydirdiğimiz maskelerinden. Her çıkardığımız maskede sanki bizi kandıran karşımızdakiymiş gibi kızıp kırılıyoruz. O bizi kandırmamıştır oysa. Olsa olsa yeri gelmedi diye gizlemiştir bazı şeyleri. Tanıdığımızı sandığımız şeyin kişinin kendisi değil de, bizim ona yakıştırdığımız maskeler olduğunu unutuyoruz.
Bize yakıştırılan ya da takındığımız maskeler ne ifade ediyor peki bizim için? Biz o maskeler de değil miyiz biraz ve zamanla? Hayatımızın hiçbir döneminde maskelerin koruyuculuğundan bütünüyle vazgeçebilmemiz mümkün değil aslında. Hiçbirimiz maskelersiz yaşayamayız. Çünkü maskeler bizi yalnızca ruhsal yaralanmalardan korumakla kalmıyor. Hayat içinde farklı rolleri deneme olanağı da sağlıyor bize. Hayatın risk içeren olasılıklarını kimliğimize entegre etme olasılığını artırıyor. Örneğin kötü bir baba figürü bile olsa geçmişimizde ve bilmesek iyi bir baba nasıl olur, maskemizi takıp bunu çok iyi biliyormuş, yapabilirmiş gibi davranabiliyoruz maskeler sayesinde.
* * *
Eğer ideal âşık maskesi fethetmek amacıyla ötekini kandırmaksa, aslında var olmayan bir aşkı bulduğunu sanmak da kendini kandırmayı denemektir. Aşk ilişkisinin merkezi duygulardır. Çünkü en yakın olduğumuz, ama yaralanmaya en açık olduğumuz mekan da orasıdır. Her âşık hiç istemediği halde bir gün mutlaka tanışır hayal kırıklığı duygusuyla. Çünkü bütün doyurulmayan arzularımızın reenkarnasyonudur aşk ilişkisi. Özlemlerimizi büyük bir açlıkla yansıttığımız sevgilidir bizi en çok yaralayabilecek kişi.
Duyguların en büyük ihtiyacı maskelerdir bu nedenle. Hiç bitmeyen bir maskeli balo gibidir hayat. Yaşama sanatı da ötekinin maskelerini tanımak ve buna uygun yanıtı verebilmektir. İhtiyacımız olan emniyet ve güvenlik duygusu bütün maskelerin çıkarılabildiği o ender anlara muhtaçtır. Ama çoğunlukla yalnızca bir taraf çıkarmış olur maskelerini.
Aşk, kanmak ve hayal kırıklığına uğramaktır. Hayal kırıklığına uğrayan âşık çıplaklığından utanır. Altı yaşında küçük bir çocuğun azarlandığı anlarda baktığı gibi bakar karşısındakinin gözlerinin içine ve kaçmak dışında hiçbir olasılığının olmadığını görür.
Dr  Alper Hasanoğlu

Narsistin Bağlanma Korkusu

Aşk ilişkilerinde reddedilmek herkes için mutsuzluk kaynağıdır, ama bir narsist için yıkıcı bir karakter taşır. Düşük kendilik değeri nedeniyle büyük bir hayal kırıklığı anlamına gelir. Bir narsist yeteri kadar onay ve övgü aldığı müddetçe, her şey yolundadır. Ama ilişkisinde, işinde bir şeyler yolunda gitmeye görsün, narsistin ayakları altındaki toprak kayıverir.
Ortalama olmak narsist için dayanılmazdır. Ne kendisi, ne de sevgilisi ortalama, normal bir insan olamaz. Ağır narsist, ilişkiye girmekten kaçınır, çünkü hiç kimse onun beklentilerini karşılamaya muktedir değildir. Ya da çok kısa bir süre sonra, önce idealize ettiği sevgilisi onu hayal kırıklığına uğrattığı için ilişkisine son verir. Narsistin kendini algılaması iki aşırı uç arasında gidip geldiği için sevgili de aynı kaderin kurbanı olur. Bir an onun hayatına girmiş en müthiş insan olduğunu düşünür, kısa bir süre sonra da nasıl böyle bir insanla birlikte olabildiğiyle ilgili lanetler savurur kendine. Bütün gücüyle kendi idealine göre şekillendirmeye çalışır sevgiliyi. Çünkü sevgilinin zayıf ya da eksik yönleri onun başkalarının gözündeki algısını da zedeler. Kendi ekisiklikleriyle nasıl savaşıyorsa, sevgilisininkilerle de aynı hırsla mücadele eder.
* * *
Sevgili, narsist kendiliğin bir uzantısıdır. Yani sevgili narsistin parlaklığını artırmalı, onun değerini tehlikeye atacak hiçbir şey yapmamalıdır. Bu nedenle de narsist için iki tür eş seçimi gündeme gelir: Sevgili çekici ve prezentabl olmalıdır. Üstelik yalnızca dış görünüş olarak değil, eğitim ve mesleki kariyer olarak da. Ya da sevgili o kadar silik ve sönük olmalıdır ki, narsist onun yanında bulvar gazetelerindeki yıldızlar gibi parlasın.
Narsistik eğilimler her zaman bu kadar güçlü olmayabilir. İçinde bulunduğumuz narsist çağda az ya da çok hepimiz yüksek beklentiler içinde olabiliyoruz. Üstelik kim yanında prezentabl ve başarılı biri olursa kendini iyi hissetmez? Kim kariyer basamaklarını hızla tırmanmaktan dolayı kendiyle gurur duymaz? Kim kendini zaman zaman yetersiz hissetmez? Her birimiz son tahlilde kendimizin ve sevgilimizin imajıyla bir ölçüye kadar ilgiliyiz. Sorun narsistin zamanını sürekli olarak, gerçekte nasıl olduğu ve nasıl olmak istediğiyle değil de, dışarıdan nasıl göründüğü ve algılandığıyla geçiriyor olmasıdır.
Narsist için ‘özgür ve bağımlı olmadan’ yaşamak bu nedenle önemli bir alternatif olarak gündeme gelir. Sevgilisi özel değilse, en iyisi yalnız olmaktır. Çok uygun sevgili adayları bile ‘tolere edilemeyecek eksiklik ve zayıflıkları’ nedeniyle elenirler. Sevgili adayının ya yeterli üniversite eğitimi yoktur ya da kariyerinde yeteri kadar yükselmemiştir. Ya yeteri kadar parası yoktur ya da zevk ve beğenileri narsistin beklentilerine uymamaktadır. Başkalarının onun hakkındaki eleştirel görüşleri bile ondan uzaklaşmasına, soğumasına yeter.
Bu nedenlerden dolayı narsist, ilişkilerinde arka kapıyı hep aralık tutar. Eninde sonunda kimse mükemmel değildir çünkü. Ve her zaman başka bir yerde mükemmeli bulma olasılığı vardır. Özellikle sevgili kendini ilişkiye verdikten ve bağlandıktan sonra, narsist kendine sevgilide neyin hoşuna gitmediğini, neyin yanlış olduğunu sormaya başlar. Ama sevgili biraz kararsızsa, bu kez narsist, tutkulu bir avcı gibi onun peşinden koşar. Elde etmeli ve kendini kanıtlamalıdır. Elde ettikten sonra, avını gerçekten isteyip istemediğini sorar kendine. Av elde edilene kadar heyecan vericidir, elde edildikten sonra can sıkıntısı kaynağı.
* * *
Şunu da unutmamak gerekir ki, narsistler çoğunlukla hem meslek hem de özel hayatlarında oldukça başarılıdırlar. ‘Loser’ değildirler ama eleştiriye çok duyarlıdırlar. Hoşsohbet, etkileyici ve sevimlidirler. Çevrelerinde en çok aranan, hoşlanılan kişilerdir. Günümüzde narsistik özellikler çok yaygınlaşmış olduğundan, ilişki ve sevgililerden artan beklentiler normal karşılandığından dolayı, narsist için ilişkilerde yaşadığı sorunları kendisiyle ilişkilendirmesi oldukça zordur. Bu nedenle de ömür boyu ilişkilerde acı çekip dururlar.

26 Mart 2011 Cumartesi

Affetmek 2

Bu, ruhun deneyimleyebileceği bir özgürlük mertebesidir. Gitmesine izin vermek, yoksun olmak ya da feragat etmek değildir.  Gitmesine izin vermek, geriye çekilmek ve özgür olmak demektir. Bu, bir başkasına yer ve özgürlük vermek anlamına gelir.

Bu gitmesine izin verme durumunda, geriye çekilebilir ve meseleleri bir mesafeden görebilirim. Meseleleri çok yakından gördüğünüz zaman, çok net bir resim elde edemezsiniz. Bir ağaç gördüğünüz zaman, bunun bütün bir ormanın bir parçası olduğunu idrak edemezsiniz. Biraz geriye çekilin, meseleleri daha geniş bir açıdan göreceksiniz. Meselelere farklı bir şekilde bakmak içsel bilgelik yöntemidir. Meselelere pek çok farklı açıdan bakmak için kendimi eğitmek ruhsallık yoludur.
Gitmesine izin vermek, bu içsel huzur düzeyinde olmak, böylece duruma uygun olarak doğru olanı yapmak demektir. Yanıtlarımızın çoğu mantıki değil, duygusaldır. Bir şey olduğu zaman, duygularımız ve hislerimiz derhal tetiklenir, ve yanıtımız da ani olur. Bu nedenle, zaten bir şey söylemişimdir, zaten bir şey ifade etmişimdir, ve bunun hakkında sonra düşünürüm. Bu şekilde yaşamayı seçebiliriz, sürekli olarak tepki vererek, karmaşa yaratarak ve daha sonra da bunu temizleyerek. Sorun şudur ki, temizleme süreci vakit alır. Yapmam gereken enine boyuna düşünülmüş, anlayışa dayalı,sevgi ve sıcaklıkla dolu bir yanıt geliştirmektir. Yalnızca görmek ve tepki vermek değil, fakat kendime mola vermek için bir zaman ayırmak, düşünmek ve sonra yanıtlamaktır.

Affet ve Unut

Şu anda, yüreğimde sevgi ve merhamet geliştirmeye başlayabileceğim bir durumdayım. Aramda anlaşmazlık olan kişiyi affetmeyi öğreninceye kadar, başkalarıyla olan ilişkilerimde de daima sorunlar olacaktır. Bir ilişkideki engel, aynı zamanda başka herkesle olan tüm enerji akışını da etkileyecektir. Eğer affetmezsem, o zaman acılık, ıstırap, pek çok ertelemeler olacaktır. Affetmek istemediğim kişiyi bir yana bırakın, kendim için ıstırap olacaktır. Grip olduğunuz zaman, hiçbir şey yiyemezsiniz, çünkü hiçbir şeyin tadı güzel ve iyi değildir. Kötü olan gıda değildir, fakat ağzınızda acı bir tat vardır. Affetmediğim zaman da aynı şey olur, zihnimdeki bu acılık duygusu yaptığım her şeyi etkiler. Bu nedenle, affetme işlemi benim kendimi iyileştirmemin bir parçasıdır.

Kendini affetmek egoyu idrak etmek ve gitmesine izin vermek sürecini içerir. Kendi hatalarımızı kabullenmemize izin vermeyen şey, kendi egomuzdur. Dürüstlük ve alçakgönüllülükle egomu bıraktığım zaman, kendi hatamı anlayabilirim. Bu hatayı yeniden tekrarlamak istemediğime dair kararlılık vardır. Affetme gücünü deneyimleyerek, kendi suçumun ve kendi acımın gitmesine izin verebilirim. Bu yolla,yeni olasılıkların kapısından geçmek için, ileri doğru bir adım atarım.

Eğer kendi hatamı anlarsam, başkaları da beni affetmeye hazır olur. Diğer kişilerin affediciliği, onların manevi cömertliğinden, ve aynı zamanda her insandaki iyiliğe olan inançlarından gelir.  Bu nedenle, şöyle söyleyebilirler, "Anlıyoruz, hataların olabileceğini biliyoruz.  Olabilir. Aynı şey bize de oldu.” Affedildiğim durumları hatırladığım zaman, şükran ve alçakgönüllülük duyguları olur. Bu affediciliğin minnettarlığı ile, aynı şeyi başkalarına da yapma sorumluluğum olduğunu anlarım.

Bir hata yapıldığı zaman, bazen bir özür dileme yeterli olmayabilir. Duygular çok derindir ve çok kötü bir şekilde incinmiştir, öyle ki bazı değişiklikler olduğunu ve size daha fazla acıya neden olmayacağımı ispatlamam gerekir. Benlikte bazı dönüşümler olduğu zaman, diğer kişi de affetmeye hazır olacaktır.

Diğer kişi sizi affetmeye hazır olmadığı zaman, o andaki tek seçenek gitmesine izin vermek ve geriye çekilmektir. Onların yönünden bir reddetme vardır, çünkü zihinleri ve yürekleri henüz açık değildir. Yüreğinizde huzur ve zihninizde olumluluk olsun, ve belki de zamanla yürekler iyileşecek ve zihinler açılacaktır.

Başkalarını affetmeye gelince – affetmeye hakkım ve yetkim var mıdır? Dünya aslında yasalara dayanır. Her şey kesinlikle doğru olan bir modele göre hareket eder. Uyumsuzluk ve düzensizlik görebiliriz, bununla birlikte, bu tüm sahnenin bir parçası değildir. Meseleler düzelir ve çözülür, ve adalet, uyum ve düzen durumuna geri döner. Dolayısıyla benim sizi affetmem, gerçekte benim kendimi ve ilişkiyi iyileştirmemdir, fakat aslında sizi affetmeye yetkim ya da gücüm yoktur. Karma yasası mutlaktır, bu nedenle birisi affetse de affetmese de sonuç adil bir şekilde tasnif olacaktır.

Unutmak,  geçmişi şimdiki zamana geri taşımak yerine, onun geçmişe ait olmasına izin vermektir. Kendi zihnimde geçmişe bir nokta koymayı öğrenerek, daha iyi bir gelecek yaratmak olasılığı sağlanır. Gitmesine izin vermek, affetmek ve unutmak için güce ihtiyacım vardır. Bu kuvvete odaklanarak ve üzerime çekerek, zihnimi doğru yöne yönlendirebilir ve içimde huzurlu bir durum yaratabilirim.

BK JAYANTI

Affetmek

Hayatımızın çoğunu, geçmişten şekillenen birçok şeye tutunarak geçiririz, bu nedenle de gerçekten özgür olmanın ne olduğunu hiçbir zaman bilemeyiz. Bazen birtakım şeyleri, ilişkiler olsun, durumlar olsun, sadece onlara tutunduğumuzda elde edebileceğimizi düşünürüz. Eğer bir kuşu sıkıca tutarsanız, büyük olasılıkla ona zarar verebilirsiniz. Kuşu nazikçe tutmakla bile, onun varolma nedeni olan uçabilmeyi gerçekleştirmesine engel olur. Elimde bir çiçeği tutarsam, ömrü ne kadar sürer? Eğer suya koyarsam daha uzun yaşayacaktır. Eğer çiçek toprakta, doğal yaşam ortamında  kalırsa, daha da uzun süre yaşayacaktır. Öncelikle, çiçeğe sahip olma isteğim nedeniyle onu keserim. Sonra da, çiçeğin vazoda durması da yeterli olmaz, benim olması için onu tutmak isterim ve böylece hayatını yadsımış  olurum.
İlişkilerde, birisini bırakmadığım zaman, onlara kendilerini ifade etmeleri ve kendileri olmaları için alan ya da özgürlük vermemiş olurum. Bırakmamak ve gitmesine izin vermeyi istememek benim kendi güvenliğimdir. Korkarım ve bu nedenle sürdürmeye ihtiyacım olur. İçimde istikrarlı, emniyette ve güvenli olduğum an,  devam ettirmeye ihtiyacım kalmaz.

Gitmesine izin vermek yaşamak ve yaşanmasına izin vermek için çok önemlidir. Eğer izin vermezsem, başkalarının hayatta kalmalarına izin vermemiş olurum. Neden koşulların gitmesine izin vermek istemeyiz? Koşullar değişir, hiçbir şey aynı kalmaz. Her an farklı bir sahnedir. Bu sahneleri kendi zihinlerimizde sürdürürüz. Belli bir durumun imajı, veya her hangi bir şeyin zihinde kalmış olan etkisi kafamda tekrarlanmaya devam eder. Bu bilinç düzeyine bağlı kalırım ve bu da kıymetli bir alanı işgal eder. Zihnimde yalnızca sınırlı, mahdut miktarda bir alan vardır. Bununla ne yapacağımı seçebilirim. Her nasılsa güzel anıların yok olduğu ve yalnızca acı dolu anıların kaldığı görülür. Bu gariptir, çünkü acı deneyimlemek istemem, ama gene de acı dolu anılara bağlı kalırım. Bu anılar hakkında tekrar tekrar düşünerek tekrarlanan bir acı yaratır ve kendime eziyet ederim. Zulmeden başka bir kimse değildir. Kendime zulmederek ve bu belirli durumun gitmesine izin vermeyerek kendimin kurbanı haline gelirim.
Şükürler olsun ki her zaman bu durumda olmayız, fakat, elbette, yaşamımızda koşulların veya ilişkilerin içinde tutulmuş kaldığımız süreçler olur. Kendime gelişmek, akmak ve ilerlemek için imkan vermem önemlidir. Eğer bunu kendim için yaparsam, etrafımdaki başka herkesin de ilerleyebilmesi ve gelişebilmesi için yer ve izin vermiş olurum.

Teori böyledir – ama bunu nasıl yapabilirsiniz? İlk olarak, kendi içsel dünyam için bir şeyler yapmam gerektiğini idrak etmem ve buna önem vermem gerekir, çünkü süreç zihnimde oluşmaktadır. Özgür olmam gereken düzey içseldir. Çoğu kişi meseleleri dışsal olarak ayarladıklarında her şeyin daha iyi olacağını düşünürler. Meseleleri dışsal olarak sınıflandırmak, sanki onların üzerline yapışkan bant koymak gibidir, bu bir süre için bazı şeyleri bir arada tutar ve sonra bir başka bant parçası gerekir, ve sonra bir başkası, ve sonra bir başkası. Hızlı bir ayar yeterli değildir. Meselelerin zihinde başladığını ve sonra dışa doğru hareket ettiğini anladığımız zaman, meseleleri seçip ayırmak için, cevapları içimizde aramaya başlayabiliriz. Böylece daimi çözümlerle karşılaşırım.

Gitmesine izin vermek, kesip atmak anlamına gelmez. Eğer bir şeyi keskin bir bıçakla kesmeye çalışırsanız, o zaman muhtemelen çok miktarda kan akacaktır ve mutlu bir deneyim olmayacak, çok acı verecektir. Meseleleri kesmek iyi değildir. Ilımlı bir şekilde geri çekilin,  çözün ve meseleler değişime hazır olduğu zaman, doğru anda gitmesine izin verebileceğinizi fark edin. Bu çok daha yumuşak ve daha az acı veren bir süreçtir.

Kendinize sorun: ihtiyacım olan şey gerçekte nedir? Kendi içsel gereksinimlerinizi yerine getirmeye başladığınız zaman, aslında o kuşu tutmanız gerekmediğini idrak edeceksiniz. Elinizi açtığınız ve kuşun özgürce uçuşunu izlediğiniz zaman, onun güzelliğini ve uçuşunu takdir edebilir ve sevebilirsiniz. Muhtemelen kuş, kendi doğal arzusu ve seçimiyle, uçarak geri gelecek ve elinizde dinlenecektir.

Bu nedenle, arzularımın gitmesine izin vermem gerekir. Bir arzu doğduğu zaman, bunu yerine getirmeyi başarıncaya kadar dönüp duracak ve zihninize geri gelmeye devam edecektir. Arzu bir kez yerine getirildiği zaman, daha fazla arzular olacaktır, ve daha fazla, ve daha fazla. Bu hiçbir zaman huzurlu bir hale ve doyuma ulaşamayacağım, bitmeyen bir durumdur. Arzularımın gitmesine izin verdiğim zaman, içimde huzura sahip olabilirim. Gitmesine izin vermek, bütün ihtiyaçlarımın içimde olduğunu bilmektir. Bunu izlediğim ve  düşüncelerimin, sözlerimin ve eylemlerimin bu gerçeğe göre sıralandığından emin olduğum zaman, gereksinimlerim sağlanır. Bir zamanlar Gandhi’nin söylediği gibi, “ Herkesin ihtiyacına yetecek şey var, ama bir kişinin bile ihtirasına yetecek kadar yok.”–Mahatma Gandhi.

Ruhun içinde pek çok boş alan vardır. Bu boş alanların başkaları, iş, mevki, mülkiyet ve ortaklar tarafından doldurulacağını düşünürüz. Bununla birlikte, kendimizi ne kadar fazla dışsal şeylerle doldurmaya çalışırsak çalışalım, hala içsel boşluk duygusu vardır. Boş alanları doldurmanın yolu, ilişkilerin kumunu, ya da iş mevkisinin değişken koşullarını, veya işin bana getirdiği mülkiyetleri değiştirmek değildir, ama kendi içsel kaynaklarımı akıtmak ve İlahi olanla bağlantı kurmaktır. Bu hudutsuz kaynak, beni asla hayal kırıklığına uğratmaz, veya hiçbir zaman tükenmez. Bu, hepimiz için her an mevcut olan bir olanaktır.

Kendimi doldurdukça, kendi içsel varlığıma geri gelen sevginin, huzurun, neşenin ve gücün kuvvetini hissedebilirim. Kendine dayanan ve kendine yeten olabileceğimi bilmekte emniyet vardır. Artık insanlara ve nesnelere bağlanmaya ihtiyacım yoktur. Başkalarıyla olduğum zaman,sevgi ve mutluluk değiş tokuşu olur, ama gene de başkalarına bağımlı olmam.  Eğer civarımda olmazlarsa, onları özlemem.

Bağışlamak1


Kendinizi huzur içinde olmadığnız zamanlarda bağışlayın. Aksi takdirde içsel çatışma ve bilinçsiz direnç yaratırsınız. Siz huzursuzluğunuzu tamamen kabullendiğiniz anda , huzursuzluğunuz huzura dönüşür. Tamamen kabul ettiğiniz herhangi bir şey sizi ona , huzura kavuşturacaktır. Bu teslimiyet mucizesidir.

Siz olanı kabul ettiğinizde ,... her an en iyi andır. İşte bu aydınlamadır.

-Eckhart Tolle-